Öne çıkan

İlk blog gönderisi

Merhabalar…

Varlığımız da bizi hiç terk etmeyen mutluluk,aci,kararsızlık ve huzursuzluk gibi daha bir çok duygusal değişimi satırlara dökmek istedim sadece.Her hangi bir kalpte küçücük bir hisse sebep olursa bu bana sonsuz mutluluk verir…

Sevgi ve saygıyla…

yazı

Reklamlar

Yol

İnsan vardığında anlıyor,gitmek istediğinin burası olmadığına.Yolmu çeken, insan mı gitmek isteyen?

Bugünlerde bilmediğim bir yol içimde kıvrılıyor,giderim belki seni hapsedip cümlelerime

Ve özgürlüğümü de bırakırım belki askının Kırık köşesinde, öylece kaybolurum ince bir hırka ayağımda terlikle

M.C

Kayboldum

Dönüp arkamı kayboldum,aşktan başka ardımda bıraktığım olmasın benim

Karanlıktır yutan her gunu geceyi,bıraktım karanlığı kayboldum,ışıktan başka yolum olmasın benim

Ve mahsunlugunda varlığımi,bir kadının sesiz ağlamasinda ,annemi ve vatanımi,bırakıp kayboldum,hiç bilen gören olmasın beni

M.C

Şimdi

Şimdi arkamı dönüp gittiğim günler geldi aklıma ,hepsi on yedi yaşın heyecaniydi belki,

uzun zaman geçti bırakıp gidemiyorum,bir dostu, çiçeği eski bir yazinin samimiyetini.

İnsan bazen kendini bile tanıyamiyor,benmiyim dediğim zamanlardan bugün rüzgar esti,ayaklarım olduğu yerde saydi gidemedi,bir el durmadan kalbimin içindekileri değiştirdi

M.C

Son bir cümle vardır

Son bir cümle vardır

Bir bakış

Bir ima

Bir niyet

Vücuda büründüren gitmeyi

Birkaç kelimenin hesabını yapar hayat

Seslenir mezar ve Bir kadın ölür o gün

Çaresizliğin elleri ve ayakları varmış der kadin

Sen koştukca kovalayan ve yutup parçalayan

Ölümden kurtuluş yoktur zaten der

Gitmeye yeltenince dökülür parçalanmış bedeninden kan

Anlatır sonra yaşamayı

Solgun bir gündü geldi geçti der

Çürür dudaklarında bu son kelimeler

Der Hazin değildi zaten ölmek

Yaşamaktı asıl zor olan

M.C

Dönse zaman geriye

Şimdi zamanı döndürsem dedim

Hiç unutmadığim o mavi ve siyah bahçeye

Kuş seslerinin gölgesinde inen güneş

Ve aksa gece coşkun bir nehirde

Ah unutsam,unutsam unutsam artık

Ne yürümeyi ne yemeyi ne iç çekmeyi hatırlasam

Kaç çeşidiyle bağlandığımı tutsakligina

Kaç zincir vurulduğuna hevesimin

Hangi ad altında yok edildiğimi

Evlat mı ,ask mi,kardeş mı?

Hangisi olursa olsun

Söküp çıkarsam içimden,atsam o bahçede pis bir çamurun içine

Ve asmaların üstüne indiği çardağin köşesinde,

Sonsuz uykuya dalsa hırsım,aşkım kederim.

Şimdi dönsem ey gece doğmadığim güne

Alıp paslı bir biçagi saplasam beni taşıyan tene

aksa içimden biriktirdiğim ne varsa

Her hissin döküldüğü o pis çamura

M.C

Bir kadın ağlıyordu

Bir kadın ağlıyordu

Mevsimsiz bir günün gecesinde,

Dışarda Saçaklardan damlalar dökülüp,

göz yaşına dönüşüyordu

Mevsimsiz bir ülkede bir kaç çocuk ölüyordu

Tabelalarda ismi yazılmamış bir ülkenin gölgesinde,

Küçük mezarlar kazılıyordu.

Bir kadın ağlıyordu

Güneşin gelip ısıtmadigi ülkede

Yalnız mezarlar kazılıyordu

Yarınlari yutup

Can suyu verilen sitemle

M.C