Öne çıkan

İlk blog gönderisi

Merhabalar…

Varlığımız da bizi hiç terk etmeyen mutluluk,aci,kararsızlık ve huzursuzluk gibi daha bir çok duygusal değişimi satırlara dökmek istedim sadece.Her hangi bir kalpte küçücük bir hisse sebep olursa bu bana sonsuz mutluluk verir…

Sevgi ve saygıyla…

yazı

Reklamlar

Göl

Üçü birden gözlerini dikmiş annelerinin bugün anlatacağı hikayeyi sabırsızlıkla bekliyorlardi.

En küçüğü altı yaşında büyüğü ise on bir olan kardeşlerin gün boyu beklediği andı bu.

Anneleri örgü yapıp omuzundan öne attığı gecenin siyahina karışan saçını arkaya atıp -hazırmısınız?diye Seslendi dudağının kenarındaki gülümseme yillar sonra bile çocuklarının hatırladığı en güzel hatıra olacaktı ve ocağın is kokusunu bastıran annne kokusu.

Aslında bekledikleri hikaye bile değildi,gün boyu herşeyi yapmaya çalışan bahçe çamaşır yemek derken yüzünü göremedikleri anneleriyle biraz vakit geçirmekti. Tabi anlattığı birbirinden harika hikayelerde unutulacak gibi değildi.

-Bakin bugün size gerçek bir olayı anlatacağim benim büyük büyük babamın yaşadığı geçek ve olağanüstü bir olay…

Üçü birden annelerini pür dikkat dinlemeye başladı kenarda sobanın ışığı yüzlerine vuruyordu.Hikayeye gizem katmak için belkide ışıkları kapatmışti.Altı yaşlarındaki emre kipırdandikca abisi dirseği ile ittirip rahat durması için uyarıyordu.

-Tamam mı çocuklar hazirmi siniz? Üçü birden kafalarını sallayıp onayladılar

-Uzun yıllar önce büyük babam köyün dışında ki tarlalardan birini almış hani yanında kurumuş bir gol vardı işte orası…

Tarlayı ekmek için büyük bir azimle çalışmaya başlamış amacı üstüne birde ev yapmak tabi.O zamanlar çok genç yakışıklı bir delikanlı olan dedem daha yirmi iki yaşlarında falanmiş..Emre konuşmadan daha fazla duyamadı

-Anne deden prensmiydi ?Üçü birbirlerine vurup kahkaha attılar anneleriyle birlikte…

– tamam devam ediyorum. Derken büyük babam eve uğramaz olmuş zamanın çoğunu tarlada geçiriyor geç saatlere kadar gelmiyormuş eve,hatta bir süre sonra eve hiç uğramaz olmuş.

Anne babası çok merak ediyor tabi.Birgun annesi yiyecek birşeyler hazırlayıp oğluna götürmek için yola koyulmuş tabi büyük babam yine tarlada.uzun uzun yürümüş iki saat sonra tarlaya vardığında oğlunu aramış fakat hiç biryerde yokmuş.

Küçük bir kulübe yaptığını görmüş,her tarafını yosunlarla kapladığı ev dışardan yem yeşil görünüyormuş. oğlum onca zaman demek ki bununla uğraşıyordu diye içinden geçirmiş

Kapıyı açıp birkaç adım attığında karşına muhteşem bir havuz çıkmış dışardan göründüğünden çok daha büyük ve göz alıcı bu görüntü karşında annesi iyice meraklanmiş ama orada da yokmuş ardından evden çıkıp göle doğru gitmiş gölün etrafını saran ağaçlığı geçtikten sonra ise gözlerine inanamamış…

Annelerini dikkatle dinleyen çocuklar bir yandan da onun hareketlerini izliyorlardı,sanki olayı yaşıyormuş gibi anlatıyordu, yüzünun ifadesini değiştiriyor heyecanlanıyor üzülüyor,hikayeye daha çok gizem katıyordu

Ben çok susadım su isteyen?annelerinin sesini duyar duymaz üçü birden ellerini havaya kaldırdı. Üzerinde Emre, Yusuf, Nazlı yazan bardakları ellerine verip sularını doldurdu ardından kendine bir bardan aldı su doldurup içti yüzünde beliren hüznü gizliyordu belkide karanlıkta.

Bardağı masanın üstüne bıraktı maviye boyalı duvarlar pencereden sızan ay ışığıyla aydınlanıyordu. Odada çok az eşya vardı bir masa dört sandalye bir kitaplık dışında birde soba vardı sadece.

-Tamam bu kadar mola Yeter devam etmemi istiyormusunuz bakalım? üçü birden -evet,diye bağırdılar emre kollarını yanlara açmış en merakla dinleyenin o olduğunu gösteriyordu.Nazli ve Yusuf ortalarında oturan kardeşlerinin kollarını tuttular üçü de gülüşüyorlardi.

-Tamam o halde devam ediyorum . Gölün kıyısındaki büyük kayanın üstünde up uzun siyah saçları gölün içine kadar uzanan beline kadar insan bedenine bürünmüş belinden aşağısı mavi pullarla kaplı muhteşem bir deniz kızı otururmuş…

Tabi ona sarılmiş göğsüne başını koyan da oğlundan başkası değilmiş.

Annesi hem korku hem şaşkınlık içinde görünmeden hızla evine dönmüş.olanlari eşine anlatmış ikisi birlikte ne yapabilecelerini konuşmuş günlerce .

Adam gölün etrafını ateşe verelim o zaman belki oglumuzu bırakıp gider demiş.Kadın hayır yangın onu etkilemez suyun içinde yaşıyor demiş en iyisi golü besleyen kaynakları keselim böylece göl kurur bizde oglumuzu ondan kurtarıriz demiş ve ikisi de bu fikirde karar kılmış.

Annelerinin ağzından bu cümleleri duyan çocukların neşesi kaçtı biraz önce eğlenerek dinledikleri hikaye birden gözlerinin dolmasına sebep oldu.

En çok da Nazlı üzülmüştü anlaşılan tıpkı annesine benzeyen siyah gözleri dolmuş ağlamaya hazır bekliyordu. uzun siyah saçına taktiği papatya şeklindeki toka karanlıkta parlıyordu.-Anne neden onu sevmemişler…

– kızım çünkü insanlar bilmedikleri şeylerden korkar tanımak yerine yok etmeyi tercih eder…

-Az kaldı zaten devam ediyorum tamam mı? çocukların az önceki isteklerinden eser kalmamıştı.

-Ve köyün çıkışında dağdan gelen gölün kaynak sularının olduğu yere doğru arabalarını hazırlayıp yola koyulmuşlar anne babası. Üç gün boyunca bıkmadan kaynağın önünü toprak ve taşla doldurmuslar göle gitmesi gereken su artık köyün tersi yöne doğru zayıfca akmaya başlamıştı bile üç günün ardından.

Bir kaç hafta sonra gölün kurumaya başladığını komşularından duymuşlar gölden gelen kötü kokulardan bahsediyormuş herkes.Birkac ay sonra ise zaten kurak geçen yaz sayesinde birde kaynağı kesilince göl tamamen kurumuş.

Oğullarının eve dönmesini bekleyen anne babası aylar geçmesine rağmen dönmeyince,hayal kırıklığına uğramışlar tâbi.Daha fazla bekleyememiş onu görmek için gölün yolunu tutmuşlar oraya vardıklarında ise yaptıklarının nasıl korkunç sonuçlar verdiğini görmüşler

Bir zamanlar ağaçlar ve çiçeklerle kaplı olan gölün çevresinde bunlardan artık eser kalmamış.

Bataklığa dönüşen gölden gelen konular içinde çaresizce ölen binlerce balığın korkusuymuş .Ogullarinin yaptığı Eve bakmışlar fakat oda aynı durumdaymiş kaynak suyu kesilince burası da bataklığa dönüşmüş . Oğullarını tabi hiçbir yerde bulamamış geri evlerine dönmüşler ve aradan yıllar geçmesine rağmen ne göl birdaha eski haline gelmiş nede oğulları eve dönmüş…

-Hadi çocuklar yataklara unutmayın her hikâye mutlu sonla bitmiyor.. Üçü de istemeyerek yerlerinde kalktılar . Anneleri salonun zeminindeki ahşap kapağı kaldırdı ardından ay ışığıyla parlayan mavi suyun içine daldı ardından çocukların üçü de suya dalınca kapağı kapatıp gözden kayboldular…

M.C

Çok şey biriktirdim

Çok şey biriktirdim ben sana

Deniz kokusu ve martı sesi biriktirdim ceplerimde

Yer kalmayınca geldim

Ne güzeldir dedim baktığın gökyüzü

Zihnime kazidim haritasını bulutların

Ben çok şey biriktirdim avuçlarımda

Bazen kaydı elimden,içime dert ettim

Toplayıp sana getirdim sonra

Sonra…

Biraz da uçurum biriktirdim güneş böyle geç doğduğunda

M.C

ne nasıl oldu

Bir vardı bir yoktu o günlerde,zamanın taa uzak bir köşesinde iyi olmak için çabalayan küçük insanlar vardı,ellerinde kazmalar sürekli toprağı kazarlardı.

İşte tam o uzak ülkenin birinde hiç uğraşmadan keyfince yaşayan başka insanlar vardı.Sabahtan akşama kadar güneşin tatlı sıcağında uyuyan. sabahın bir ışıklarıyla vaktin herhangi bir yerinde,geçerlerse o kazılan toprağın kenarından,işaret eder parmaklarıyla gulerlerdi “bu kadar toprak ne işine yarar” derdi hepsi.

İşte o uzak ülkede ve vaktin birinde küçük insanlar kendileri için kazdi toprağı.Üstüne binlerce çeşit ekti sebze ve bakliyatı sonra zaman geçti zaman zamanı kovaladi.Yeşerince dallar çiçekler dönünce tomurcuğa yapraklar açılınca o uzatıp parmaklarını gülen insanlar gelip seyretti.Dediler” bizimde hakkımız var içinde şüphesiz bunların,bizde nefes aldık bizde burada seyrettik ne varsa hepsinden muhakkak vermelisiniz bizlerede”.İste o zaman vaktin birinde dünyanın taa uzak bir köşesinde durmadan çabalayip toprağı kazan o küçük insanlar kazdıkları toprağa baktı içlerinden birisi elindeki kazmayla ne var ne yok hepsini talan edilp yıktı sapından tuttuğu gibi kopardı parçaladı.sonra durdu etrafa baktı tekrar toprağı kazmaya başladı çevresindekiler uşüştu yanına birisi alnından ateşi aldı diğeri gözyaşını,ve dedi ki o küçük insanlarını en bilgesi “köleliğe alışması için bunu yapması şarttı”

M.C

Dün Sabah alarmı susuturup uyumaya devam ettim,tabi bilinçli olarak değil,uyandım çoktan işe geç kalmıştım bile,hiç acele etmeden hazırlanıp çıktım evden,zaten yorgundum ve halim yoktu acele etmeye.Evden çıkıp istasyona vardığımda saniyeler içinde metro geldi iş yerine vardığımda bir saat geç kalmıştım sadece. Oysa acele etmiş olsam dış fırçası bir yerlerde saklanırdı,yada uzaylılar çalmış olurdu asla bulamazdim😂 giyeceğim herşey kirli sepetinde olurdu, ayakkabılarımı giymek için yarım saat harcamam gerekirdi ki, ben bile buna anlam veremiyorum birseyleri hızlı yapmaya çalışınca herşey birbirine dolaşıyor.Metro inadına gelmezdi gelse bile mahşeri kalabalıkta yirmi dakikalık yol bir saate dönüşürdü.Diyorum ki acaba hep bir şeylere yetişmeye çalışırken hatamı ediyoruz,belkide evrenin bir düzeni var ve biz ona müdahele ettikçe sarpa sarıyor…